Felsefi akımlar arasında bazıları sadece düşünce sistemleri üretir; bazıları ise doğrudan insanın varoluşunu sorgular. Varoluşçuluk, insanın kim olduğu, neden burada bulunduğu ve yaşamın anlamının olup olmadığı gibi temel sorular etrafında şekillenen bir düşünce akımıdır.
-
yüzyıl Avrupa’sı savaşlar, yıkımlar ve değer krizleriyle sarsıldığında, geleneksel inanç sistemleri çözülmeye başladı. İşte varoluşçuluk, bu tarihsel kırılmanın içinden doğdu.
Varoluşçuluğun Kökeni
Varoluşçuluğun temelleri 19. yüzyılda yaşamış olan Søren Kierkegaard’a dayanır. Kierkegaard’a göre insan Tanrı karşısında özgürdür; ancak bu özgürlük kaygıyı beraberinde getirir.
Özgürlük, bir rahatlık değil sorumluluktur.
İnsan seçim yapma gücüne sahiptir ve bu seçimler onun kaderini belirler.
Bu düşünceyle birlikte birey, toplumsal kalıpların ötesinde kendi varlığının farkına varmak zorundadır.
“Varoluş Özden Önce Gelir”
Varoluşçuluk denildiğinde en çok bilinen ifade Jean-Paul Sartre’a aittir:
“Varoluş özden önce gelir.”
Klasik felsefeye göre her varlığın bir özü vardır. Sartre ise insanın önceden belirlenmiş bir özle dünyaya gelmediğini savunur. İnsan önce vardır, sonra yaptığı seçimlerle kendini inşa eder.
Bu bakış açısında:
-
İnsan doğası sabit değildir.
-
Kim olunacağı bireysel tercihlere bağlıdır.
-
Sorumluluk bütünüyle bireye aittir.
Özgürlük burada merkez kavramdır. Ancak bu özgürlük kolay değildir; çünkü başarının da hatanın da sorumlusu bireyin kendisidir.
Absürd Düşünce ve Camus
Albert Camus, varoluşçulukla anılsa da “absürd” kavramıyla ön plana çıkar. Camus’ya göre insan sürekli anlam arar; fakat evren bu arayışa cevap vermez. Bu çatışma absürd durumdur.
Camus’nun Sisifos yorumu bu noktada önemlidir. Her gün aynı kayayı taşımak zorunda olan Sisifos’un trajedisi kaçınılmazdır; ancak Camus, onu mutlu hayal etmemiz gerektiğini söyler. Çünkü mücadele etmek insanın anlam üretme biçimidir.
Hayatın anlamı belki hazır değildir, fakat insan tavrıyla anlam üretir.
Özgürlük ve Kaygı
Varoluşçuluk, bireye mutlak özgürlük tanır. Ancak bu özgürlük beraberinde ağır bir kaygı getirir.
Kierkegaard kaygıyı, özgürlüğün yarattığı baş dönmesi olarak tanımlar. İnsan seçim yapmak zorundadır. Seçmemek bile bir seçimdir.
Sartre’a göre insan, dünyayı değiştirme sorumluluğunu da taşır. Çünkü insanın kim olduğu, eylemleriyle şekillenir.
Anlam Aramak mı, Anlam Yaratmak mı?
Varoluşçuluk hazır bir cevap sunmaz. Yaşamın anlamı dışarıda bulunmaz; bireyin eylemleriyle oluşur.
Kierkegaard bunu inançla,
Sartre özgürlükle,
Camus ise bilinçli başkaldırıyla ifade eder.
Varoluşçuluk bir sistemden çok, bir yüzleşmedir. İnsan kendi varlığının sorumluluğunu üstlendiğinde, gerçek anlamda yaşamaya başlar.
Bir Cevap Yaz
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.