Fonksiyonel boşluk, insanın hayatını aksatmadan sürdürüp iç dünyasından yavaş yavaş çekilmesi hâlidir. Bu bir çöküş değildir. Daha tehlikelidir. Çünkü sistemle uyumlu görünür.
Kişi:
-
İşine gider
-
Sorumluluklarını yerine getirir
-
Sosyal rollerini oynar
-
Problem çıkarmaz
Dışarıdan bakıldığında her şey yolundadır. İçeride ise yaşantı sönmüştür.
Hayat hissedilmez; yürütülür.
Fonksiyonel Boşluk Depresyon Değildir
Fonksiyonel boşluk çoğu zaman depresyonla karıştırılır. Oysa aralarında temel fark vardır.
Depresyonda:
-
Belirgin bir ağırlık
-
Acı
-
Çöküş hissi
-
Bazen yardım çağrısı
vardır.
Fonksiyonel boşlukta ise sessizlik vardır.
Kişi mutsuz olduğunu bile iddia etmez. Sadece bir eksiklik sezilir. Ama bu eksikliğin adı yoktur. Çünkü ortada dramatik bir kriz yoktur. Her şey “yerli yerindedir”.
Psikiyatride yüksek işlevsellik hâlinde seyreden depresif durumlar üzerine çalışmalar yapılmıştır. Örneğin Aaron T. Beck bilişsel süreçlerin duygusal deneyimi nasıl şekillendirdiğini ortaya koymuştur. Ancak fonksiyonel boşluk, klasik patolojiden daha çok varoluşsal bir silinme hâlidir.
Modern Dünya İşlevselliği Sağlık Zanneder
Bugün psikolojik sağlamlık genellikle işlevsellikle ölçülür:
-
İşine gidiyor musun?
-
Sorumluluk alıyor musun?
-
Başkalarına yük olmuyor musun?
Cevap evetse sorun yok kabul edilir.
Oysa insan hiçbir şey hissetmeden de işlevsel olabilir.
Hatta çoğu zaman en işlevsel olanlar, en az hissedenlerdir. Çünkü duygu:
-
Yavaşlatır
-
Tereddüt üretir
-
Çelişki doğurur
Boşluk ise pürüzsüzdür.
Hissizleşme Nasıl Başlar?
Fonksiyonel boşluk genellikle bilinçli bir tercihle başlamaz. Hayatta kalma stratejisi olarak gelişir.
-
Hayal kırıklıkları küçültülür
-
Beklentiler törpülenir
-
Arzular “makul” hâle getirilir
İç ses zamanla şuna dönüşür:
“Abartıyorsun.”
“Buna üzülmeye değmez.”
“Herkes böyle yaşıyor.”
Her tekrar, duygudan bir parça daha siler.
Bu süreç, duygusal baskılama ile ilişkilidir. Duyguları bastırmanın uzun vadeli etkileri üzerine çalışan James Gross, bastırmanın duygusal yoğunluğu azaltmadığını, yalnızca görünürlüğünü azalttığını göstermiştir.
Kaynak = https://plato.stanford.edu/etntries/emotion/
Süreklilik İçinde Silinme
Fonksiyonel boşluk krizle değil, tekrar ile büyür.
Her gün bir öncekine benzediğinde, insan kendi hayatının seyircisine dönüşür.
-
Sabah kalkar
-
Akşam yatar
-
Aradaki zamanı doldurur
Yaşadığını söyleyebilir ama yaşadığını hissetmez.
Duygular artık rehber değildir; gürültü gibi algılanır.
Başarı ve Meşguliyetin Maskesi
Fonksiyonel boşluk, başarıyla örtülebilir.
-
Kariyer
-
Statü
-
Üretkenlik
-
Yoğun programlar
Meşguliyet arttıkça içe bakmak zorlaşır.
Kişi durduğu an rahatsız olur. O yüzden durmaz.
Tatiller bile doldurulur. Sessizlik ertelenir. Çünkü durduğunda yüzeye çıkan tanıdık olmayan bir his vardır.
İlişkilerde Uyum Gibi Görünen Mesafe
Fonksiyonel boşluk yaşayan kişiler genellikle “sorunsuz” görünür.
-
Beklentileri düşüktür
-
Alan tanırlar
-
Çatışmadan kaçınırlar
Ama derin bağ kuramazlar. Çünkü bağ kurmak risk ister.
Bağ, hissetmeyi gerektirir.
Hissetmek ise kontrol kaybı ihtimalini.
Bu yüzden ilişkiler düzenli ama yüzeyseldir.
Bu Hâlin En Tehlikeli Tarafı
Fonksiyonel boşluk alarm vermez.
Bağırmaz.
Krize dönüşmez.
Dikkat çekmez.
Ama insanın yön duygusunu siler.
Kişi bir noktadan sonra:
-
Ne istediğini bilmez
-
Ne istemediğini de ayırt edemez
Kararlar alınır ama içsel bir “evet”le değil.
Hayat sürükler.
Fonksiyonel boşluk, insanın parçalanması değil; silinmesidir.
Ve en tehlikeli tarafı şudur:
Alışılır.
Bir Cevap Yaz
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.