Küçük Koyun ve Tanri

Ilık bir pazar gecesiydi. Yağmur yağmış, etrafa saçılan damlalar havanın sıcaklığını kendine çekiyordu. Bu, ertesi günün soğukluğunun da bir habercisiydi ki Tanrı da onu şapağın asaletinde dünyaya gönderdi. Annesinin  acı iniltileri ve homurdanmalarının ardından dünyaya gelen küçük koyunun annesini hissettiği ilk, aynı zamanda son anlarını sahibi böldü. Çünkü annesi onu dünyaya armağan ederken hayata gözlerini

Google News Google News Flipboard Flipboard Sesli oku Yazıyı beğen Favorilere Ekle 1 Yorumlar
Daha fazla

Ilık bir pazar gecesiydi. Yağmur yağmış, etrafa saçılan damlalar havanın sıcaklığını kendine çekiyordu. Bu, ertesi günün soğukluğunun da bir habercisiydi ki Tanrı da onu şapağın asaletinde dünyaya gönderdi. Annesinin  acı iniltileri ve homurdanmalarının ardından dünyaya gelen küçük koyunun annesini hissettiği ilk, aynı zamanda son anlarını sahibi böldü. Çünkü annesi onu dünyaya armağan ederken hayata gözlerini yummuştu. Oysa ne çok isterdi yavrusunu bir kez olsun emzirebilmeyi. Bu kısa anlar küçük koyun için bir şey ifade etmezken, annesi için bir yaşamdan daha kıymetliydi. Telef olan anne koyuna bakarken, bir yandan da yavrusu için bulacakları sütün derdindeydiler.Kendi ahırlarında şu anda süt verecek kimse yokken, yakınlarındaki tek çiftlikte yaşayan komşuları John da vardı. Johnu tırnağı kadar sevmezken, küçük koyun için istemek onu çok aciz hissettirdi. Oysa Tanrı herkesin kalbini ve içinden geçenleri bilir. Utana sıkıla, eşinin ricasıyla sütü isteyen sahip, beklemediği bir cevap aldı. Bu şeytan tüylü adam süt vermeyi kabul etti.

Demek ki insanların içinde hala biraz merhamet kaldı diye düşündü sahip . Lakin elbette hiçbir şey karşılıksız kalmayacaktı. Merhametten maraz doğardı. Tanrı her şeyi zıttıyla yarattı.

Küçük koyun daha gözlerini bile açamadan ilk sütünü içti. Sütün kimden geldiğini bile bilmeden içen küçük koyunun yaşam belirtileri sahiplerinin içini ısıttı. Umarım tanrı da küçük koyunu ısıtır.

Küçük koyunun sahipleri elindekilerle yetinen insanlardı. Kendi ceplerinden, ihtiyaçlarından kısarlar ama asla kimsenin hakkını yemezlerdi. Geçimlerini süt, peynir ve yağ gibi şeyler satarak sağlar, boş vakitlerinde boş durmazlardı. Eşinin dikiş nakış konusunda yeteneği onların geçimine yardımcı oluyor. Evin tek çocuğu olan küçük kızlarının eğitim masraflarında onları rahatlatiyordu.Sahiplerinin yegane amaçları kızlarını güzel yerlerde görmekti. Komşuları John ise gayet zengin, kaba ve kibirliydi. Sanki klasik kitaplardaki kötü adamlar gibi. Evine kimse gitmez, kimseye eyvallahı olmazdı. O da böyle istiyordu zaten. Parasını boşken kadınlara harcar, sık sık eşini aldatırdı. Zavallı eşi ise parası için evlendiğinden ses etse kapıda kalacagini bilirdi . Bu aldatmalara bu yüzden sık sık göz yumdu. John çocukları da sevmezdi. Zaten onun gibi bir adam için çocuk külfet gelirken, zavallı kadıncağız her gece bir çocuk için tanrıya yalvarırdı.

Sık sık gözyaşı döker, Tanrı’ya sarılırdı. Her şeyin uygununu yalnızca Tanrı bilirken emdi.

Küçük koyunun doğumundan 3 ila 4 ay geçmişti. Ahırdaki yalnızlığı kitkide onu bunaltıyordu.Dünyayı yeni yeni tanırken yanında arkadaşları, kardeşleri olsun istiyordu.

İlk başlarda ahırda kendisi iki at ve iki inek varken, ineklerden birisinin doğum yapması, sahiplerinin durumu iyileşince de küçük koyuna Hayatı boyunca dost ve kardeş olacak yavru bir tazı bulmaları küçük köyünün yalnızlığı min şimdilik geçirmişti.Küçük koyun iki arkadaşı olduğuna o kadar sevinmiş olacak ki bu mutlulukları sahibinin gözünden kaçmadı. Sahibi anasız büyüdüğü için onu ayrıca seviyordu. Tıpkı tanrının da küçük koyunu sevdiği gibi. İlk başlarda sahibi küçük koyunu yalnız sanıyordu. Onun için üzülüp ağladığı bile olurdu. Halbuki çok yanılıyor. Tanrıyı unutuyordu. Tanrı ise hiçbir zaman onları unutmuyordu.

Özellikle küçük koyunu. Tanrı masumları severdi. Küçük koyun ise masumdu. Belki de Tanrı onu bu yüzden yaratmıştı. Sahip bey, küçük koyunu her düşündüğünde Tanrı’ya yalvarırdı. Bu öksüzün iyi bir hayat geçirmesini isterdi. Aslında bu sıradan yavru koyunu kendi iç dünyasında abartıyordu. Bu öksüz koyun gibi kendisi de annesini tanıyamamış olması, ayrıca bu koyun için her süt isteğinde john’un şeytani, aşağılık hissettiren bakışları ve çaresizce yalvarışı küçük koyunu sahibinin gözünde daha da değerli yapıyordu.

Zaman geçmiş küçük koyun arkadaşlarını kardeş bilmiş. Beraber tepeye çıkmışlardı. Küçük koyun kardeşlerinin ortancasıydı.

Yavru tazı ondan büyüken, inek yavrusu ondan ufaktı. Beraber oyunlar oynar, günlerini sıkılmadan geçirirlerdi. Tepeye çıktıklarında, sahipleri onları kurtlardan uzak yerlere götürür, tüfeğiyle vurduğu kuşları tazıya yakalamayı öğretirdi. Bu yavru tazı resmen Tanrı’nın bilerek onlara verdiği bir hayvandı. Büyüdükçe kaslanan vücudu, şimşek gibi hızı, güçlü burnuyla cinsindeki diğer köpeklerden gözle görülür şekilde ayrıydı. Bu üç kardeşten en küçüğü ise çok nazlıydı. Küçük inek yavrusu, annesinin yanında bolca vakit geçirdiğinden daha şımarıktı. Hiçbir zorluğa gelemez, diğerlerine de zorluk çıkarırdı. Sahibi onu çok sevmez, zahmetli olduğu için ise erkenden satmayı düşünürdü. Küçük koyun ise yaş aldıkça gelişiyor, geliştikçe sanki daha da masumlaşıyordu. Sahibinin ve eşinin tanrıya ettiği dualar besbelli kabul olmuş gibi davranıp budaklanıyordu. Ah küçük koyun!

Umarım her zaman Tanrı yanında olur. Küçük koyunun bazı zevkleri vardı. İlk başta, abisi ve kardeşiyle oynamak olmak üzere manzaraları izlemeyi çok severlerdi. Bulutlara bayılırdı. Otlanmaya her çıktığında muhakkak bulutları izlerdi. Bulutsuz, aydınlık günlerden nefret ederdi ki, Tanrı ona bir güzellik yapıp, onu genellikle bulutlu olan tepelerde dünyaya getirdi.

Tanrı’nın bu iyiliği hiç de küçümsenecek bir şey değil.Bulunduğu tepelerde bolca ot olduğu için orman yakınlarına gitmezlerdi.

Ayrıca oradaki kurtlar da onları uzak tutuyordu ormandan. Derken, günler ayları kovaladı. Küçük koyun ve kardeşleri daha da büyüdüler. Abileri hayranlık uyandıran, , çoğu yarışmalardan birinciliklerle gelen, bir tazı küçük kardeşi ise büyümüş ve büyüdükçe ayrıca guzellesmisti.

Tanrı’nın onları her daim izliyor olması küçük koyunu rahatlatıy

ordu.

Annesini her zaman merak ediyor. Tanrı’ya sürekli yalvarıyordu. Ama her zaman sitem de ediyordu. Abisinin uzak yarışmalara gittiğinde gördüğü ve kardeşine de anlattığı denizi çok merak ediyordu. Denizin ne olduğunu bilmese de hayali bir gün görmekti. Sürekli gökten yağan suyun yerde nasıl biriktiğini ve o suyun içindeki halini merak ediyordu.

Büyük hasretler bile Tanrı’nın merhametinin yanında zerre tanesi gibi kalır. Lakin küçük koyun annesinin acısını sürekli Tanrı’ya yüklemiş ve onu suçlamıştı.

Küçük kardeşinin annesi ne kadar vurdum duymaz olsa da, onları her gördüğünde kıskanmış ve tanriya öfkelenmişti. Küçük koyunun kıskançlığını abisi içten içe fark ediyordu. Lakin o da hissettiğini Küçük Koyuna da hissettirmedi. Onun başkaları tarafından yargılanıp daha da üzülmesini istemiyordu ki Küçük Koyunnu çok severdi.

Abisi kardeşi için canını seve seve verirdi. Yine bir pazar akşamı, tepelere sağanak yağmur yağarken, küçük koyun tanrıya sitem ediyordu. Çoğu kişi annesiz veya babasız kalabilir, ama küçük koyun bu yaşadığını gururuna yediremiyordu. Küçük kardeşini gördüğünde daha da üzülüp, aşağılık bir şekilde kardeşini kıskanıyordu. Bunun farkına vardığındaysa Tanrı’dan af diliyor ama sitem etmeye hala devam ediyordu. Herkes mışıl mışıl uyurken, küçük koyunun yanagindan süzülen yaşlar azalıyor ve onun yaşları azaldıkça dışarıdaki sağanak yağmur şiddetini yavaş yavaş arttırıyordu.

Tıpkı sahibinin içini kemiren huzursuzluk gibi

Yaşlandıkça tanrıya daha çok bağlanan sahip, o gece uyuyamadı. Tıpkı tanrıya yakın diğer insanlar da olduğu gibi, içinde bir kötülük olacağına dair şüpheler vardı. Sağanakla beraber gelen rüzgarlar, ahırın çatısını titretiyordu. Çatının zayıflığına farkındaydı, ama gittikçe yoksullaştıklarından dolayı parasını çatı için denk getiremiyordu. İki ineğin sütleri ve eşinin yardımlarıyla geçinmeye çalışıyor son zamanlarda biraz zor günler yaşıyorlardı.

Kızlarının zatürre olduğu haberi onları daha da çok yıpratıyordu. Yoksulluk gelip geçiciydi ama sağlık onlar için her şeyden daha önemliydi.

Sahip kızını, geçim derdini ve hayatını düşünürken birden büyük bir patırtı koptu. Ev halkı hızla ahıra doğru yöneldiler. Hayvanları evlerinin yanındaki dar ama fırtınaya karşı güvenli alana doğru götürüyorlardı.Çatı havada uçuyordu, fırtınaya karşı dayanamamıştı. Evin kızı hemen küçük koyunu yanına aldı. Onu güvenli yeredoğru götürürken, çatıdan kopan parçalar küçük koyunu sıyırmışdı.

Derken kız acı bir çığlık attı. Hemen kızının yanına koşan sahipler, kızlarının yerdeki halini görünce İçlerinden ağlamak, bağırmak, çığlık atmak geçiyordu. Ama kızlarının yanında güçsüz duramazlardı. Hemen kan fışkıran yere doğru baskı yapmaya çalıştılar.Anne kızının daha fazla acı çekmesine dayanamayarak Johndan yardım istemeye gitti.

Bu kadar patırtı gürültüyle John, derhal kasaba doktorunu çağırdı. Aslında o kadar da merhametsiz değildi. Hatta Tanrı’ya tekrar inanmaya bile başlamıştı. O sırada, onların da bir kızı olmuş, zavallı kadıncağızın duaları karşılıksız kalmamıştı. Tanrı yarattığı her şeyi severdi. Sevgisinin dokunmadığı tek bir yer bile yoktu. Fakat insanlar göremediler.

Derken küçük kızın sağ kolu ezilmiş ve tutamaz olmuştu. Sağ bacağıysa burkulmuştu. Küçük koyununda bilek kemiği kırılmış ve içindeki damarları kesmisti. Artik topal kalıcak ve kosamayacakti yürürken çekeceği zorluğa da elbette ilerde alisirdi.. Doktor kızın fizik tedavi olmasını istemiş. Zatürre içinse derhal ilaç tedavisine başlaması gerektiğini, başlanmazsa durumun kritik olacağını belirtti. Ancak sahibin cebinde tek kuruş para yoktu. Doktora yalvardı, ayaklarına kapandı. Onu gören biri o an için insanlığın ne kadar rezillik ve eziyetli olduğunu düşünürdü.

Eskisi kadar zengin olmayan John sakat olan küçük koyunu düşünerek bir teklif yaptı. Yakın zamanda vereceği aile ziyafetinde iki koyun keserek hem yiyip hem fakirlere dağıttırmayı düşünüyordu. Komşusunun bu kadar paraya ihtiyacı varken ve ayrıca koyun da sakat kalmışken, hem ucuza alırım mantığıyla küçük koyun için teklif yaptı John. İkinci şokunu yaşadı Sahip biliyordu, tüm zorlukların Tanrı’dan geldiğini. Ve ayrıca, çözümünde… Ama bunun çözümü bu olmamalıydı. Oracıkta gururunu hiçe sayarak, kızının da yanında hüngür hüngür ağladı. Çünkü mecburdu.

Sakat kalan kızının fizik tedavisi için gereken parayı o çok sevdiği tazısınıda vererek çıkardı. Ama tazısi ona çok iyi bakılacak olan bir yere gidiyordu. Önceki yarışmalarda aldığı birinciliklerden dolayı ünü bayağı fazlaydı.

Demzi yakın, çok da uzak olmayan bir çiftlik onu satın aldı. O çiftliğin sahibi gayet zengin ve köpeklere ilgi duyan bir adamdı. Özellikle yarışmalara köpek yetiştirir ve bu işi gitgide büyütürdü. Daha şimdiden ödüllü 4-5 köpekleri vardı bile. Tazı için Tanrı’ya dua etti koyun. Tazı ise sadece ağladı. Neredeyse sakat olan koyunun nereye gideceğini, ne olacağını az çok tahmin ediyordu.Beraber son kez tepeye çıktılar hava apaçık ve gunesliydi..Aralarinda bir söz verdiler.Hepsi büyüyünce denizde bulusucaklardi.Abileriyle son kez veda eden kardeşler artık yalnız kaldılar abilerini asla unutmayacaklardi.Sahibin Johnla yaptığı anlaşmaya göre küçük koyunun ahırdan ayrılmasına daha bir ay vardi. Ve küçük koyun bu süreyi bol bol küçük kardeşiyle geçirdi. Bu süre boyunca bulutları ayrıca izliyordu.

Sanki her bulut ona annesini ve Tanrı’yı hatırlatıyordu. Bu yaşanan olaylardan sonra Tanrı’ya karşı kızgınlığı, sitemi yoktu. Hatta özlem bile duyuyordu Tanrı’ya. Ruhunuzdaki boşluğu dolduran Tanrı, son zamanlarında ona ayrı bir özen gösteriyordu. Sanki ruhuna sevgisini ve merhametini veriyordu. Ama bu çok sürmedi.

 

Küçük koyun annesini hala özlüyordu. Tanrı onun boslugunu doldurmasına rağmen daha fazlasını istiyordu. Derken elindekilerini de kaybetti. Tanrı onu yalnızlığa ve boşluğa mahkum etti. Küçük kardeşiyle son kez vedalaştıktan sonra komşusunun çiftliğine geldiler. Çok uzak değildi çiftlikleri ama sanki yol asırlar sürmüş gibiydi.

Tanrıdan daha fazlasını istiyordu. Çünkü küçük koyun Tanrı’nın onu annesi gibi terk ettiğini düşünüyordu. Yalnızlık herkes için bazen gereklidir. Ama küçük koyun yüzüstü bırakılmış gibi hissediyordu. Zaten yeni çiftliğine ne için geldiğini de anlam veremedi. Yeni yerine geldikten bir hafta sonra ziyafet kopacaktı. Ama etler, baharatlar, içecekler çok önceden depo edilmişti. Yeni çiftlikteki küçük kızla gelir gelmez tanıştı. KIz oldukça haylaz ama bir o kadar akıllı ve geleceğe açıktı.

Sonradan geldiği için dünyaya anne ve babasının gözü bebeğiydi. Küçük koyunun incinmiş bacağı ona masum geldi ve küçük koyunu oracıkta çok sevdi. Ama küçük koyun gerçekten masum muydu ki? Tanrı’ya öfkeli miydi hala? Sitemli miydi? Yoksa sadece hüzünlü müydü? Kendisi de bilmiyordu. Küçük kız kesileceğini bile bile küçük koyun ile her gün ilgilendi. Yaralarına her gün baktı. Küçük koyun diğer koyunla da tanışmıştı.Bu koyun oldukça obur ve açgözlüydü. Elinde olsa ineklerin bile yemini yerdi. Derken kesim günü geldi ve çattı.

Güneşli bir pazar sabahı iki koyunu sıraya dizdiler. Önde olan yağlı koyun, her şeyden habersiz bıçak altına yattığında, küçük koyun çoğu şeyi izledi. Vurdumduymazlığın sonundaki keskin ve soğuk bıçağı, küçük koyun masumluğunun kirlendiğini hissetti ve ağlamaya başladı. Hüngür hüngür yaptığı hataların annesinin, kardeşlerinin, sahibinin ve en sonunda Tanrı’nın sevgisini kaybettiğini düşündü. Onu korkutan ölüm değildi, onu korkutan bu duygulardı, hüngür hüngür ağlatan. Derken küçük kız yanına yanaştı.

Küçük koyun için her şey bitmişti.

Kızcağız küçük koyunu güzelce öptü ve ipini salıverdi. Zaten öbür yağlı koyunun etinin yeteceğini biliyordu. Tanrı’dan küçük koyun için merhamet diledi. Bu küçük kızın yaşı henüz sekiz ya da dokuzken böyle yüce gönüllülüğe asır yaşamış olanlar bile erişemeyebilirdi. Küçük koyunu sessizce saldıktan sonra ailesinin yanına döndü. Küçük koyun topallayarak uzaklaşırken ağlıyor. Az önce kaybettiğini düşündüğü sevgiyi küçük kızda tekrar bulduğunu fark ediyordu.

Tanrı’ya şükürler olsun, bedenlerimiz çok zorluğa dayanabilir. Lakin tanrısızlığa kimse dayanamaz. Seni seviyorum Tanrım. Her daim yanımda kal. Ezelden ebede kadar merhametin, sevgin ve yüce gönüllülüğün Tanrım, beni, bizi ve sevdiklerini senden mahrum etme. Seni seviyorum Tanrım ve her şey içinde pişmanım diyerek dua etti küçük koyun. Kızcağız koyunun kaçtığı yönü yanlış söyleyerek bir kez daha kurtardı küçük koyunu. Küçük koyun günlerce yürüdü, sadece yürüdü. Bazen bir ağacın gölgesinde duruyor, dinleniyor. Bazen ise yoldaki diğer hayvanlarla konuşuyor. Bazen de bulutları seyrediyordu.

Küçük koyun baktığı, işittiği, her yerde Tanrı’nın izini görüyordu. Baktıklarında Tanrı’nın ona sunduğu görsel şölen ruhunu öyle tatmin ediyordu ki bu yolculuğa devam etti. Denize yaklaştıkça o kayalık alanlara geliyor, denizi uzaktan görmeye çalışıyordu. Günler geçti. Yaklaşık bir hafta sonra bulutlu bir pazar günü denize aşırı şekilde yaklaştı. Hayatı boyunca merak ettiği denize bir tepe kadar uzaktaydı. Sahile vuran dalgaların sesini duyuyordu. Bu sırada yaptığı yolculukta Tanrı’nın onu ne kadar çok sevdiğini ve ona hiçbir zaman eziyet etmediğini anlamıştı. Tepeye çıktı.

Tepenin ucundaki uçuruma geldi. Su o kadar berraktı ki, balıkları yukarıdan görüyordu. Son derecede heyecanlandı. Uçsuz bucaksız denize baktıkça içi rahatlıyordu. Gözündeki yaşlar tanrıya şükür ifadesiydi. Denizdeki ufuklara baktıkça, kızaran balıkların rengi denizden gelen Meltem, o görsel şölen ve hissettikleri onun hayatının anlamıydı. Tanrı sanki onun yolunu dinginleştiriyordu. Bu Meltem’e bir adım daha atarken, gözleri açlıktan ve susuzluktan yavaş yavaş karardı. Dengesini kaybetti, ayağı kaydı ve uçurumdan aşağı yuvarlandı. En son başını kaldırdığında, abisine ve kardeşine verdiği sözü hatırladı. Onlar denizde bir gün buluşacaklardı. Ve etrafa bakındı. Ona doğru gelen bir köpek ve adam gördü. Sonra birden iki inek beliriverdi. Bu adam sahibiydi, köpek çok sevdiği ağabeyi küçük kardeşi de arada olunca sevinçten havalar uçtu. Sonra ensesinden sarılan bir sıcaklık hissetti. Bu sıcaklığı hayatı boyunca merak etmişti. Ve en sonunda küçük koyun annesinin kokusunun içine çekti. Bütün bu yaşadıkları onu tanrıya yaklaştırmıştı. Yaptığı günahlar, hissettiği pis duygular, kaybettiği masumiyeti. Bütün bunlar onun için önemsizdi artık. Çünkü tanrı ona şu an anne, baba, arkadaş, kardeş, abi, ruhunda eksik hissettiği ne varsa ona geri vermişti. Şimdi de hep beraber tanrıya doğru yola çıktılar.

Yazar Hakkında

Benzer Yazılar

Bir Cevap Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.

0/30 karakter

1 Yorum

  1. arda 21 Ocak 2026,

    harika