Geçmişimizi hatırlarken çoğu zaman bir arşivi açtığımızı düşünürüz. Sanki yaşadığımız olaylar zihnimizin bir köşesinde olduğu gibi durur ve biz de yalnızca onları geri çağırırız.
Oysa hafıza bundan çok daha karmaşıktır.
İnsan, geçmişini her hatırladığında onu bir ölçüde yeniden kurar. Aynı olay yıllar sonra farklı ayrıntılarla, farklı duygularla ve hatta farklı anlamlarla hatırlanabilir.
Peki neden?
Çünkü geçmiş yalnızca başımıza gelenlerden değil, bugün o yaşananlara nasıl baktığımızdan da oluşur.
Hafıza Bir Kamera Değildir
Beynimiz yaşadığımız her anın kusursuz bir kaydını tutmaz. Dikkatimiz, duygularımız, o sırada neye önem verdiğimiz ve olaydan sonra yaşadıklarımız hatırladığımız şeyi etkiler.
Bu yüzden bir anıyı hatırlamak, eski bir görüntüyü oynatmak gibi değildir.
Zihin eksik parçaları tamamlayabilir, bazı ayrıntıları öne çıkarabilir, bazılarını geri plana atabilir.
Üstelik olayın kendisiyle ona verdiğimiz anlam zaman içinde birbirinden ayrılabilir.
Çocukken yaşadığımız bir olay bize o zaman sıradan gelebilir. Yıllar sonra aynı olayı düşündüğümüzde ise bambaşka bir anlam yükleyebiliriz.
Çünkü artık aynı insan değiliz.
Bugünkü Benlik, Dünkü Hikâyeyi Değiştirir
İnsan yalnızca geçmişini hatırlamaz; geçmişini bugünkü kimliğini açıklamak için de kullanır.
Örneğin sürekli başarısız olduğunu düşünen biri geçmişindeki başarısızlıkları daha kolay hatırlayabilir. Kendisini güçlü biri olarak gören başka biri ise aynı hayatın içinden mücadele ettiği ve başardığı anları daha fazla öne çıkarabilir.
Bu, kişinin bilinçli olarak yalan söylediği anlamına gelmez.
Zihin, yaşadıklarımız arasında bir düzen kurmaya çalışır.
“Ben kimim?”
“Neden böyle biriyim?”
“Beni buraya getiren ne oldu?”
Bu soruların cevaplarını çoğu zaman kendi geçmişimizde ararız.
Böylece anılar yalnızca geçmişi anlatan parçalar olmaktan çıkar; kim olduğumuzu açıklayan bir hikâyeye dönüşür.
Peki Geçmiş Gerçekten Değişebilir mi?
Olayın kendisi değişmez.
Fakat olayın zihnimizdeki anlamı değişebilir.
Bir zamanlar büyük bir başarısızlık olarak gördüğümüz bir deneyim, yıllar sonra hayatımızdaki önemli bir dönüm noktası gibi görünebilir. Aynı şekilde geçmişte önemsemediğimiz bir sözün aslında bizi ne kadar etkilediğini daha sonra fark edebiliriz.
Bu nedenle insanlar zaman zaman kendi geçmişleri hakkında çelişkili şeyler söyler.
“Eskiden bunu böyle hatırlıyordum ama şimdi farklı görüyorum.”
Bu durum her zaman hafızanın bozulduğu anlamına gelmez. Bazen değişen şey, geçmiş değil; geçmişe bakan kişinin kendisidir.
Ancak burada başka bir tehlike de vardır.
İnsan, kendisi hakkında oluşturduğu hikâyeye fazla bağlandığında bazı gerçekleri görmezden gelebilir. “Ben zaten hep böyleydim” düşüncesi, değişimin mümkün olmadığını düşündürebilir.
Oysa geçmişimiz bizi açıklayabilir ama bizi tamamen tanımlamaz.
Geçmiş Bizi Yönetmek Zorunda Değil
Hepimizin hayatında tekrar tekrar anlattığı bazı hikâyeler vardır.
İlk aşkımız, büyük bir başarısızlık, aile içinde yaşanan bir kırılma, kaçırılmış bir fırsat…
Bunları nasıl anlattığımız, zamanla kendimizi nasıl gördüğümüzü de etkiler.
Belki de bu yüzden insanın geçmişiyle ilişkisi yalnızca “Ne oldu?” sorusundan ibaret değildir.
Asıl soru şudur:
“Bugün başıma gelenleri açıklamak için geçmişimde nasıl bir hikâye kuruyorum?”
Çünkü hafıza bize yalnızca nereden geldiğimizi anlatmaz. Bazen nereye gidebileceğimizi de belirlemeye başlar.
Geçmiş değişmez.
Ama geçmişe verdiğimiz anlam değişebilir.
Ve insanın kendisiyle ilgili en büyük dönüşümlerinden biri, yıllardır anlattığı hikâyenin tek mümkün hikâye olmadığını fark ettiği anda başlar.

Bir Cevap Yaz
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.