Bir şeyin “en iyi”, “en kötü” ya da “ilk on” içinde olduğunu söylediğimiz anda ona bakışımız değişiyor.
Bir restoranın binlerce seçenek arasından yedinci sırada olması, bir filmin yüzlerce film arasında birinci seçilmesi ya da bir üniversitenin belirli bir listede üst sıralarda yer alması, o şey hakkında henüz hiçbir şey bilmesek bile bize bir fikir veriyor.
Çünkü insan zihni karşılaştırmaları sever.
Bir şeyin değerini tek başına değerlendirmek zordur. “Bu iyi mi?” sorusunun cevabı belirsiz olabilir. Ama “Hangisi daha iyi?” dediğimizde önümüzde daha kolay bir yol açılır. Sıralamalar da bu karmaşıklığı tek bir çizgiye indirir.
Bunun hayatımızı kolaylaştırdığı açık. Binlerce kitap, film, ürün veya okul arasında seçim yapmak zorunda kaldığımızda başkalarının oluşturduğu listeler bize zaman kazandırır. Fakat kolaylık sağlarken başka bir şeyi de beraberinde getirir: Kendi yargımızı başkasının ölçüsüne bırakma eğilimini.
Bir kitabı okumadan önce çok satanlar listesine bakabiliriz. Bir filmi izlemeden önce puanını kontrol ederiz. Bir mekâna gitmeden önce kaç yıldız aldığını merak ederiz. Sonra da deneyimimizi, önceden gördüğümüz rakamlarla karşılaştırırız.
Burada garip bir durum ortaya çıkar. Bazen bir şeyi beğenip beğenmediğimize kendimiz karar vermeden önce, başkalarının onun hakkında ne düşündüğünü öğreniriz.
Sıralamalar aynı zamanda insan ilişkilerine de giriyor. Çocuklukta notlarla, sınav sonuçlarıyla ve yarışmalarla başlayan karşılaştırma, yetişkinlikte maaşlara, kariyere, sosyal statüye ve yaşam tarzına dönüşüyor.
Böylece insan yalnızca “İyi miyim?” diye düşünmüyor. “Başkalarına göre neredeyim?” diye de düşünüyor.
Bu sorunun sonu olmadığı için de sıralama mantığı kolayca bir yarışa dönüşebiliyor. Bir basamak yükseldiğimizde rahatlamak yerine, üzerimizde kalan kişilere bakıyoruz. Daha yüksek bir derece mümkün olduğu sürece mevcut konum yeterli görünmeyebiliyor.
Üstelik her şey sıralanabilir değildir. Bir dostluğun değerini, bir manzaranın etkisini veya bir hayatın anlamını tek bir puana dönüştürmek mümkün değildir. Buna rağmen modern hayat, karmaşık deneyimleri sayılara çevirmeyi seviyor.
Belki de rakamların gücü, bize kesinlik hissi vermelerinden geliyor. Bir puan, tartışmayı bitirmiş gibi görünür. Oysa bir insanın, eserin ya da deneyimin değerini tek bir sayıya indirmek çoğu zaman önemli ayrıntıları dışarıda bırakır.
Sıralamalar tamamen gereksiz değil. Bize seçim yaparken yardımcı olabilirler. Sorun, onları karar vermemize yardımcı olan araçlar olmaktan çıkarıp değer ölçüsüne dönüştürdüğümüzde başlıyor.
Çünkü her şeyin birincisinin olduğu bir dünyada yaşarken, bazı şeylerin yarıştırılmak zorunda olmadığını unutmamak gerekiyor. Her değer, bir cetvel üzerinde gösterilemez.

Bir Cevap Yaz
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.