Bilmediğimiz bir konu hakkında konuşurken çoğu zaman ne kadar az şey bildiğimizi fark etmeyiz.
Bir mesele hakkında birkaç bilgi edinir, birkaç örnek görür ve zihnimizde hızla bir açıklama kurarız. Sonra konu karmaşıklaştıkça, onu daha fazla araştırmak yerine elimizdeki açıklamayı yeterli bulmaya başlarız. Bilmediğimiz alan büyüdükçe, kesinliğimiz de bazen artar.
Buradaki gariplik şu: İnsan bir konu hakkında ne kadar az şey bilirse, o konunun sınırlarını da o kadar az görebilir.
Bir şeyi gerçekten öğrenmeye başladığımızda ise durum tersine döner. Ayrıntılar çoğalır, istisnalar ortaya çıkar, birbirine bağlı başka sorunlar görünür. İlk başta tek bir cevabı varmış gibi görünen mesele, giderek daha karmaşık bir yapıya dönüşür.
Bu yüzden bilgi bazen kesinlik vermek yerine şüphe yaratır.
Bir ekonomi sorununu uzaktan izleyen biri, her şeyi tek bir nedene bağlayabilir. Konunun içine girdikçe tarih, kurumlar, insan davranışları ve birbirini etkileyen sayısız değişken ortaya çıkar. Aynı şey hukukta, bilimde, tarihte veya insan ilişkilerinde de geçerlidir.
Bilmediğimiz bir şeyin karmaşıklığını göremememizin nedeni yalnızca bilgisizlik değildir. Zihnimiz, belirsizliği azaltmak için hızlı açıklamalar üretmeye eğilimlidir. Basit bir neden, birbirine bağlı on farklı etkenden daha rahat anlaşılır. Bu nedenle “mesele aslında çok basit” demek çoğu zaman zihinsel bir rahatlama sağlar.
Üstelik başkalarının da aynı konuda kesin konuştuğunu görmek bu hissi güçlendirir. Bir düşünce ne kadar sık tekrarlanırsa, üzerinde daha az düşünmemiz gerekirmiş gibi gelir. Bir süre sonra açıklamanın doğruluğundan çok, tanıdık olması önem kazanmaya başlar.
Burada tehlikeli olan yalnızca yanlış bilgi değildir. Eksik bilgiyle oluşan aşırı özgüvendir.
Bir konu hakkında hiçbir şey bilmediğimizi bilmek aslında daha güvenli bir konumdur. En azından nerede durduğumuzu biliriz. Asıl sorun, birkaç parçayı bütünün kendisi sanmaya başladığımızda ortaya çıkar.
Bu yüzden öğrenmenin ilginç bir paradoksu vardır: İlk bilgiler insana kendinden emin hissettirebilir, daha derin bilgi ise sınırlarını gösterir. Bir konuyu gerçekten kavramaya başladıkça “Bunu biliyorum.” demekten çok, “Burada bilmediğim ne kadar çok şey varmış.” deme ihtimali artar.
Belki de entelektüel olgunluk, her soruya cevap verebilmekten çok, bir sorunun sandığımızdan daha karmaşık olduğunu fark edebilmektir.
Çünkü cehaletin en zor biçimi hiçbir şey bilmemek değildir. Az bildiğini, yeterince bildiğini sanmaktır.

Bir Cevap Yaz
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.