Aynı davranışı iki farklı insan yaptığında, çoğu zaman iki farklı hikâye anlatırız.
Bir başkası sözünü tutmadığında onu sorumsuz bulabiliriz. Aynı şeyi kendimiz yaptığımızda ise ortada mutlaka geçerli bir neden vardır. Birinin öfkesini karakterine bağlarken, kendi öfkemizi yaşadığımız olayla açıklayabiliriz.
İlginç olan, bunu çoğu zaman bilinçli bir çifte standart uygulamak için yapmamamızdır.
Kendi davranışımızın arkasındaki nedenleri doğrudan bildiğimiz için kendimize daha geniş bir açıklama alanı tanırız. Neden geç kaldığımızı, neden sert konuştuğumuzu veya neden verdiğimiz sözü yerine getiremediğimizi biliyoruz. Karşımızdaki insanın zihnine ise erişemiyoruz. Onun davranışını gördüğümüzde elimizde yalnızca sonuç kalıyor.
Bu yüzden kendimiz için “şartlar” dediğimiz şeye, başkası için “karakter” diyebiliyoruz.
Bir arkadaşımız telefonumuza dönmediğinde onun bizi önemsemediğini düşünebiliriz. Aynı şeyi biz yaptığımızda ise yorgun olduğumuzu, işimizin yoğun olduğunu veya telefonu fark etmediğimizi hatırlarız. İki olay dışarıdan bakıldığında birbirine benzeyebilir; fakat olayın içine yerleştirdiğimiz açıklama tamamen değişir.
Burada insanın kendisine karşı doğal bir ayrıcalık tanıması söz konusu.
Kendi davranışlarımızı değerlendirirken niyetlerimizi de hesaba katıyoruz. “Kötü bir şey yapmak istemedim.” düşüncesi bizim için önem taşıyor. Fakat başkalarının niyetlerini aynı açıklıkla göremediğimiz için onların davranışlarını daha kolay kesin bir sonuca bağlıyoruz.
Bu durum ilişkilerde ciddi yanlış anlamalara yol açabilir. Çünkü herkes kendi davranışının arka planını bilir, ama karşısındaki insanın arka planını tahmin etmek zorundadır. Böylece iki kişi aynı tartışmanın içinde bulunup tamamen farklı bir gerçeklik yaşayabilir.
Üstelik bazen kendimize gösterdiğimiz anlayış, başkalarına gösterdiğimizden çok daha geniştir. Kendi hatalarımızı tek tek koşullara bağlarken, başkasının hatalarını birkaç kelimeyle özetleyebiliriz: dikkatsiz, bencil, kaba, düşüncesiz…
Belki de insanları değerlendirirken en büyük sorunlarımızdan biri budur. Davranışı görürüz ama onu doğuran koşulları göremeyiz.
Bu nedenle adil olmak, herkes için aynı hükmü vermekten biraz daha fazlasını gerektirir. Bazen kendi davranışımıza gösterdiğimiz açıklama payının küçük bir bölümünü başkalarına da tanımak gerekir.
Çünkü bir insanı yalnızca yaptığı şey üzerinden değerlendirdiğimizde, onun neden yaptığını bilmediğimiz gerçeğini kolayca unutabiliriz. Ve belki de bizi birbirimizden ayıran en büyük fark, yaptıklarımızdan çok, yaptıklarımızı açıklamak için kendimize tanıdığımız ayrıcalıktır.

Bir Cevap Yaz
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.