Bazı ilişkiler büyük bir kavga ile bitmez.
Kimse kapıyı çarpmaz. Büyük bir ihanet yaşanmaz. Son bir tartışma bile olmayabilir.
Sadece taraflardan biri daha az konuşmaya başlar.
Mesajlara daha geç cevap verir. Görüşmek için eskisi kadar istekli değildir. Önceden anlattığı şeyleri artık anlatmaz. Sorunları çözmek için uğraşmak yerine susmayı tercih etmeye başlar.
Karşısındaki insan çoğu zaman değişimi hemen fark etmez.
Çünkü ilişki bir anda bitmemiştir.
Önce duygusal olarak bitmeye başlamıştır.
İnsan neden konuşmak yerine uzaklaşır?
Bir ilişkide sorun yaşandığında en sağlıklı seçeneklerden biri konuşmaktır.
Fakat herkes bunu yapamaz.
Bazı insanlar çatışmadan kaçınır. Bazıları karşısındaki kişiyi üzmekten korkar. Bazıları ise daha önce konuşmayı denemiş ve sonuç alamamıştır.
Bir süre sonra zihin farklı bir çözüm üretir:
“Konuşmak yerine geri çekileyim.”
Bu geri çekilme başlangıçta bir savunma mekanizması olabilir.
Tartışma çıkmasını önler.
Stresi azaltır.
Kişiye kontrol hissi verir.
Ama uzun vadede ilişkiyi içeriden boşaltabilir.
Çünkü konuşulmayan problem ortadan kalkmaz. İlişkinin hayaleti gibi orta yerde süzülür.
Sessizlik her zaman huzur anlamına gelmez
Bir ilişkinin kavgasız olması, sağlıklı olduğu anlamına gelmez.
Hatta bazı ilişkilerde tartışmaların tamamen ortadan kalkması, taraflardan birinin artık ilişkiyi kurtarmaya çalışmaktan vazgeçtiğinin en bariz işaretidir.
İnsan hâlâ kızıyorsa, hâlâ anlatmaya çalışıyorsa, hâlâ “Beni anlamanı istiyorum” diyorsa ilişkide bir yatırım vardır.
Fakat bir noktadan sonra kızgınlığın yerini kayıtsızlık alabilir.
İşte bu daha kritik bir aşamadır.
Çünkü öfke hâlâ bir bağ biçimidir.
Kayıtsızlık ise bağın zayıfladığını gösterebilir.
Bu nedenle bazı ilişkilerde asıl kırılma, son tartışma değil; insanın artık tartışmaya bile değmeyeceğini düşünmeye başladığı andır.
İnsan neden duygusal olarak ilişkiyi terk eder?
Bunun tek bir nedeni yoktur.
Sürekli küçümsenmek, görülmemek, ihtiyaçların karşılanmaması, güven kaybı veya tekrarlanan hayal kırıklıkları zamanla birikebilir.
Burada önemli olan tek tek olaylardan çok biriken deneyimdir.
Bir insan defalarca derdini anlatıyor ve hiçbir şeyin değişmediğini görüyorsa, bir süre sonra konuşmanın anlamını sorgulamaya başlayabilir.
Önce mücadele eder.
Sonra yorulur.
Sonra beklentisini azaltır.
Sonunda ise ilişkiden istediği şeyi istememeye başlar.
Dışarıdan bakıldığında “çok değişti” denilen kişi, aslında uzun süredir içeride bir şeyleri tüketiyor olabilir.
“Ben iyiyim” cümlesi bazen iyiye işaret değildir
İlişkilerde en yanıltıcı cümlelerden biri bazen budur:
“Yok, bir şeyim yok.”
Gerçekten hiçbir sorun olmayabilir.
Ama bazen bu cümle, sorun hakkında konuşma isteğinin artık tükendiğini gösterir.
İnsan daha önce açıklamaya çalışıyorsa ama artık açıklamıyorsa, bunun nedeni her zaman huzura kavuşması değildir.
Bazen beklentisini kaybetmiştir.
Çünkü insan genellikle hâlâ değiştirebileceğine inandığı şey için mücadele eder.
Değişmeyeceğine inandığı şeyden ise uzaklaşır.
Sessiz uzaklaşma neden daha acı vericidir?
Açık bir ayrılık acı verir ama en azından nettir.
“Bitti” denmiştir.
Sessiz uzaklaşmada ise karşı tarafta sürekli bir belirsizlik kalabilir.
“Ne oldu?”
“Ne zaman değişti?”
“Ben ne yaptım?”
“Düzeltebilir miyiz?”
Bu belirsizlik insanı geçmişteki konuşmaları tekrar tekrar incelemeye itebilir.
Ancak burada önemli bir gerçek var:
Her uzaklaşmanın arkasında tek bir dramatik olay bulunmaz.
Bazen ilişkiyi bitiren şey, yüzlerce küçük hayal kırıklığının toplamıdır.
Son damla, aslında bardağı dolduran bütün damlaların yalnızca sonuncusudur.
Peki insanlar neden açıkça “Artık istemiyorum” demez?
Çünkü ayrılmak yalnızca karar vermek değildir.
Aynı zamanda suçlulukla, korkuyla ve karşı tarafın vereceği tepkiyle yüzleşmektir.
Bazı insanlar bu yükü taşımak yerine yavaşça geri çekilmeyi seçer.
Bu davranış karşı taraf için oldukça yıpratıcı olabilir.
Çünkü net bir cevap vermek yerine belirsizlik yaratır.
Üstelik sessizce uzaklaşan kişi de her zaman bunun farkında olmayabilir. Kendisini “kavga çıkarmıyorum”, “biraz zamana ihtiyacım var” veya “karşı tarafı kırmak istemiyorum” diye açıklayabilir.
Fakat sonuç değişmez:
İletişim azaldıkça ilişkinin kendisi de küçülür.
Bazen uzaklaşmak kaçış değil, son aşamadır
Sessizce uzaklaşan herkesin korkak, ilgisiz veya kötü niyetli olduğunu düşünmek kolaydır.
Ama psikolojik açıdan tablo bundan daha karmaşıktır.
Bazen kişi gerçekten kaçıyordur.
Bazen kendisini koruyordur.
Bazen ilişkiyi bitirmeye hazırlanıyordur.
Bazen de ilişkiyi zaten zihninde bitirmiş, yalnızca bunu henüz sözlere dökememiştir.
Bu yüzden bir ilişkide en önemli soru yalnızca
“Neden artık benimle konuşmuyor?”
değildir.
Asıl soru şudur:
“Konuşmanın onun açısından artık bir anlamı kalmadı mı?”
Çünkü insanlar çoğu zaman bir ilişkiyi terk ettikleri gün değil, o ilişkiyi değiştirebileceklerine dair umutlarını kaybettikleri gün uzaklaşmaya başlar.
Ve bazı ayrılıklar kapının kapanmasıyla değil, iki insanın aynı odada otururken birbirlerine ulaşamamaya başlamasıyla gerçekleşir.

Bir Cevap Yaz
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.